Bir öğretmen öldürüldü bu ülkede.Hem de kadın, hem de çok genç.17 yaşındaki bir öğrencisinin eliyle. Kalleşçe.
Bu cümleleri yazmak bile ağır. Ama asıl ağırlık, artık bu tür cümlelere şaşırmamamızda. Çünkü bu bir “anlık cinnet” değil. Bu bir “münferit olay” hiç değil. Bu, uzun zamandır biriken bir toplumsal çöküşün sonucudur.
O yüzden artık “ülke nereye gidiyor?” diye sormak yetersiz kalıyor.
Asıl soru şu;
Bu ülke nereye gitti?
Bir toplumda öğretmen öldürülüyorsa, sadece bir insan yaşamını yitirmez. Orada bilgi öldürülür, emek öldürülür, gelecek öldürülür. Bir de bu öğretmen kadınsa, cinayet iki katmanlıdır.
Kadına yöneliktir, öğretmene yöneliktir.
Peki, biz böyle miydik?
Bir zamanlar öğretmen, yalnızca ders anlatan biri değildi. O mahallenin vicdanıydı, ailenin yol arkadaşıydı, devletin en güvenilir yüzüydü. Bugün ise öğretmen; otoritesi tartışılan, emeği değersizleştirilen, şiddet karşısında yalnız bırakılan bir figüre dönüştü.
Kadınlar için tablo farklı mı?
Hayır.
Kamusal alanda sürekli kendini korumak zorunda kalan, varlığı sorgulanan, sesi bastırılan bir kadın gerçeğiyle yaşıyoruz. Kadın öğretmen ise bu iki kırılganlığın tam ortasında duruyor. Ve toplum onu koruyamadı.
Bu noktada “suçlu kim?” sorusu tek bir çocuğa, tek bir aileye indirgenemez. Sosyoloji bize şunu öğretir;
‘’Fail yalnız değildir.’’
Onu var eden bir dil vardır, bir iklim vardır, bir sistem vardır.
Şiddeti meşrulaştıran siyasal söylemler, gücü hak sanan anlayış, eğitimi değer değil itaat üreten bir mekanizma olarak gören zihniyet, okulu yalnızlaştıran politikalar… Hepsi bu cinayetin görünmeyen failleridir.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne günler kala bir kadın öğretmenin öldürülmesi tesadüf değildir. Kadınları yalnızca anma günlerinde hatırlayan, öğretmenleri yalnızca başımıza bir felaket geldiğinde gündeme alan bir toplumda bu sonuç kaçınılmazdır.
Bu bir felaket mi? Evet.
Ama daha kötüsü şu;
Bu felaket bize geliyorum dedi.
Okullarda artan şiddet, öğretmenlerin feryadı, çocukların öfkeyle baş başa büyümesi…
Biz ya görmedik ya da görmezden geldik.
Peki, çözüm ne?
Daha fazla kamera mı? Daha ağır cezalar mı?
Bunlar yetmez.
Çözüm; öğretmeni yeniden toplumun merkezine koymaktan, kadını kamusal alanda gerçekten eşit ve güvende hissettirmekten, eğitimi sadece sınav değil değer üretme alanı olarak görmekten geçiyor.
Şiddeti istisna değil, bir toplumsal alarm olarak ele almadıkça hiçbir şey değişmeyecek.
Bir öğretmen öldürüldüyse bu ülkede, hepimiz biraz sınıfta kaldık demektir.
Ve asıl soru şudur; Biz neyi kaybettik de bir çocuğun eline bu kadar öfke, bir kadının hayatına bu kadar sahipsizlik düştü?
Yazık…Gerçekten çok yazık.

