Ramazan ayı, nefis terbiyesinin yanı sıra yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma iklimidir. Ancak son yıllarda bu kutsal ayın ruhuna pek de uymayan manzaralar, kurulan "gösterişli" sofralarla karşımıza çıkıyor.
Adı üzerinde: İftar sofrası. Ama gelin görün ki, bu sofraların birçoğu artık amacından sapmış, adeta birer PR çalışmasına, birer sosyal statü sergisine dönüşmüş durumda.
Parası olan basıyor parayı, en lüks otellerin salonlarında, en şatafatlı menülerle iftar veriyor. Gelsin kameralar, patlasın flaşlar, yazsın gazeteciler. Kimin ne kadar "hayırsever" olduğu boy boy ilan edilsin.
Peki, bu ışıl ışıl sofraların etrafında kimler var? Bir bakın bakalım; o sofralarda gerçekten karnı aç olanı, evine ekmek götürmekte zorlanan fakir fukarayı görebiliyor musunuz?
Maalesef hayır.
Genellikle o masalarda "şakşakçıları", menfaat gruplarını ve birbirini ağırlayan protokol isimlerini görürsünüz.
İhtiyaç sahibinin gururunu incitmeden ona el uzatmak yerine, zenginlerin birbirine ziyafet çektiği bu tablolar, Ramazan’ın o mütevazı ruhuna ağır bir gölge düşürüyor.
Neyse ki umudumuzu yeşerten, bu manevi atmosferi hakkıyla yaşayan ve yaşatan isimler de hala aramızda.
Amacına uygun kurulan, samimiyetle tüten iftar sofraları da var.
Reklam derdi olmayan, "Sağ elin verdiğini sol el görmesin" düsturuyla hareket eden iş insanlarımız, gerçek hayırseverlerimiz az değil.
Onlar;
Kamera önünde poz vermek yerine, ihtiyaç sahibi ailelerin kapısını çalanlar,
Lüks otel salonlarında değil, mahalle aralarındaki mütevazı evlerde sofralara konuk olanlar,
Yetim çocukların başını okşayıp, onları sevindirirken isimlerini gizli tutanlar…
İşte gerçek Ramazan ruhu bu sessiz kahramanların omuzlarında yükseliyor.
Dileğimiz; bu hayırlı işleri bir gösteriye dönüştürmeden yapan, samimiyeti ve ihlası ön planda tutan insanlarımızın sayısının çoğalmasıdır.
Gösterişin değil, paylaşmanın kutsal olduğu bir ay olması dileğiyle...

