Cem AKSU


Hatırladığımız mı, Yaşadığımız mı Bayram?


Çocukken bayram demek, sabahın erken saatinde uyanmak demekti. Üzerimize özenle hazırlanmış kıyafetlerimizi giyer, aynaya bakıp büyüdüğümüzü hissederdik. Evde tatlı bir telaş olurdu; mutfaktan gelen şerbetli tatlı kokuları, salondaki bayram hazırlıkları, annelerin “misafir gelecek” telaşı…

Ama en önemlisi, o kapıydı. Çalan her kapı zili, yeni bir misafir, yeni bir tebessüm demekti. Büyüklerin elini öpmek sadece bir gelenek değildi; bir bağ kurmaktı. Saygıyı öğrenmenin, ait olmanın, bir topluluğun parçası olmanın sessiz bir diliydi.

Bugün ise bayram, çoğu zaman takvimde işaretlenmiş birkaç günlük tatil gibi yaşanıyor. Uçak biletleri, otel rezervasyonları, “kaç gün izin var” hesapları…

Belki de bayramın kendisinden çok, bayramın sunduğu boşlukla ilgileniyoruz artık.

Teknoloji de bu dönüşümün bir parçası. Eskiden kilometrelerce yol gidilerek yapılan ziyaretler, bugün bir mesajla, bir görüntülü aramayla “tamamlanıyor.” El öpmeler yerini emojilere bıraktı.

Bir “iyi bayramlar” mesajı, onlarca kişiye aynı anda gönderiliyor ama kaç tanesi gerçekten hissedilerek yazılıyor?

Peki, eski samimiyet kayboldu mu?

Belki tamamen değil. Ama şekil değiştirdi. Artık daha bireysel yaşıyoruz. Daha hızlıyız. Daha az durup hissediyoruz. Bayramın o yavaş, sindirilerek yaşanan hali yerini planlanmış, sıkıştırılmış anlara bırakmış gibi.

Yine de bir şey değişmiyor. İnsan, hatırlamak istiyor. O eski bayram sabahlarını, sokakta şeker toplayan çocukları, kapı kapı dolaşmanın verdiği o tuhaf mutluluğu…

Belki de mesele, bayramın değişmesi değil. Bizim değişmemiz.

Ve belki de hâlâ mümkün bir kapıyı çalmak, bir büyüğün elini öpmek, bir sohbeti acele etmeden yapmak…

Çünkü bayram, aslında hâlâ orada.Sadece onu nasıl yaşayacağımıza biz karar veriyoruz.

İyi bayramlar dostlar…

Cem AKSU