Beylikdüzü Belediyesi tarafından etkinlikler düzenleniyor.
Ben de bu etkinlikleri takip etmeye çalışıyorum.
Bu yazımda çok önemli bulduğum bir konuyu paylaşacağım.
Beylikdüzü Belediyesi Kültür Müdürü’ nü hiç böyle görmedim.
Resmen sinir küpü,
Tıpkı pimi çekilecek bir bomba,
Sivaslılar Gecesi’nde burnundan soluduğu, çatacak yer aradığı her halinden belliydi.
Bazıları suya sabuna dokunmayan ve kendilerini yanlış doğru yaptıklarını alkışlayan başka bir ifadeyle yağdanlıkları sever.
Pohpohlanmayı da.
Yağ çekmek hüner işidir, her insan beceremez.
Yağcılar daima eğilir, dik durdukları vaki değildir.
Her yerleri oynar.
Biz bu saydıklarımızın haricindeyiz.
Bizi birileri sevsin diye yalaka olamayız.
Sevmeseler de doğruları yazmaya devam ederiz.
Dediğim gibi Sivaslılar Gecesindeyiz.
Sivaslılar Derneği’nin gazetecilerin görevlerini rahat yürütebilmeleri için kurmuş olduğu masalar önce dışarıdaydı, yani sahneye oldukça uzak bir yerde.
Birkaç sefer taşına taşına nihayet masalar içeriye alındı ve oturduk.
Ama basın masasını gören Belediye görevlilerinin şaşkın bakışları dikkatlerimizden kaçmıyordu.
Belediye Kültür veya Basın Müdürlüğü’nün yıllardır akıl etmediklerini ya da kulak arkası ettiklerini Sivaslılar Derneği yapmış, alanda ilk kez basın masasını oluşturmuşlardı.
Masamız biraz kalabalıktı, gelip geçişe mani oluyorduk, çünkü orası masa için hiç uygun bir yer değildi.
Bir arkadaşım görüntü almak amacıyla yerinden kalkınca, Nihat efendi sandalyeyi kaptığı gibi sahnenin kenarına götürdü sonra da bacak bacak üstüne atıp oturdu.
Ne yapmaya çalışıyordun Nihat efendi?
Neyi, kimi protesto ediyordun acaba?
Yaptılarını sana hiç yakıştıramadım öğretmenim.
Bütün bunlar olurken sinirli tavrı gözlerden kaçmıyordu, biz de doğal olarak hayretler içinde kalmıştık.
Efendim oradan gelip geçişler zor oluyormuş , gerekçesi buymuş.
Haklı olabilirsin de sen ki öğretmenlikten gelmişsin, yıkıcı değil yapıcı olmalısın, yaklaşımın hiç hoş değil ve konuşup çözümlemek yerine tıpkı bir çocuk gibi yaptığın sana yakışmadı.
Mikrofonu eline alıp dinleyenlere birlik beraberlik mesajları ve insanlık dersleri veriyorsun.
Yunus Emre ve Mevlana’dan örnekler veriyorsun.
Hem sonra sık sık “yaradılanı seviyoruz yaradan ötürü” demiyor musun?
Her programınıza gelen, bırakın oturulacak bir yeri, saatlerce ayakta görev yapmaya çalışırken bir bardak suyu bile bulamayan gazeteciler var.
Onlarla ilgilenmiyorsunuz hatta etkinliklere bir kere bile gelmeyen gazetecileri ödül yağmuruna tutuyorsunuz.
"Bizi eleştirin diyorsunuz, biz her zaman eleştiriye açığız" diyorsunuz kuyruğunuza çok değil, hafifçe basıldığı zaman da canınız yanıyor, işinize gelmiyor.
Ama biz doğruları yazmaya devam edeceğiz çünkü bunun için varız.
Sayın Yusuf Uzun’un bütün bu olup bitenlerden haberinin olması ve gerekenleri yapması hususunda dikkatlerini çekiyor, yazımı NOKTALI-YORUM.

