pub-8911916532869697
Yazı Detayı
20 Eylül 2018 - Perşembe 23:21 Bu yazı 630 kez okundu
 
Yeşil Değil Yemyeşil!...
Dilşat CEVHER
 
 
Uzun zamandır hayalini kurduğum ancak bir türlü gerçekleştiremediğim Karadeniz gezisi nihayet gerçekleşti.
Çünkü Karadeniz benim için gezmeyi, görmek istediğim Türkiye coğrafyasında yer alan ender yerlerden biridir. 
"İnsanoğlu bir şeyi çok ister" derler ya, bir de yanında sevdiğin kafa dengi bir arkadaşın varsa "neden olmasın ki" diyerek niyetimizi gerçekleştirme yoluna koyulduk.
"Karadeniz Bölgesinde bulunan yaylaları keşfetmek, özellikle de Eylül ayında doğanın en güzel yeriyle tanışarak, görerek yaşamak gerek" diyerek düşmüştük yola...
Bu güzel yerleri görmeyi düşlerken de arkadaşımla birlikte yaşadığımız anıları çantamızda saklamak için Anı Turla yolculuk etmeye karar vermiştik.

Yorucu bir yolculuğun ardından Sinop'ta sempatik ve içten tavırlarıyla bizi karşılayan rehberimiz Serhat beyin belirlediği bir bölgede güzel bir yerde kahvaltı yaptık. 
Kendimi çok enerjik hissediyordum.
Göreceğim yerleri merak ettiğim için oldukça heyecanlanıyordum. Geziye başlarken mümkün mü tüm görülen yaşanan güzellikleri bu satırlara sığdırmak?
Beni en çok etkileyen yerlerden kısa kısa bahsedeceğim.
Evet!...Harika yerlerin yolculuğu başlamıştı. Yeşilin tonları ve yemyeşil olanı, denizin karanın içine girerek koy oluşturup mavi denizin yeşilin rengini aldığı muhteşem güzellikte bir koy Hamsilos Fiyordu idi.
Bu güzelliği yaşatmak için bolca fotoğraf çekmeye başlamıştım. Ülkemizin tek fiyordunun burası olduğunu öğrendim. Sinop ilimizde filmlere ve dizilere konu olmuş tarihi Sinop cezaevi beni de çok etkilemişti.. Birçok dizinin de burada çekildiğini öğrendim.
Sinop benim aklımda şirin, samimi ve sakin ve dingin bir köşe olarak yer alırken Samsun' a doğru yola koyulmuştuk.
Samsun denince aklıma hep tarihimiz gelir.
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919 yılında Samsun'a çıkışı...
Bu güzel ilin her yeri tarih kokuyordu sanki.
Samsun hareketli, gelişmiş ve aydın bir şehir olarak zihnime yansıdı.
Meydandaki Atatürk büstü önünde çektirdiğim fotoğraf da harika bir anı olarak kaldı.
Gazi Köşkü' ne geldiğimizde Atatürk'ün kaldığı konak, daha sonra Atatürk'ün evi konumunda bulunduğu, görkemli ve muhteşem tarih kokan konağın her alanını gezmek çok duygulandırmıştı beni.
Özellikle tarihimizi yaşamak için bu şehir görülmeye değerdi.
Atatürk'ün Samsun' a çıkmış olduğu gemiyi gezdik... Ne kadar büyük ve heybetli bir gemiydi...
Çevremde o kadar çok Ordulu insan var ki. Hepsi de çok sevdiğim insanlar... Bir de "fındık toplamaya gidiyoruz" dediklerinde hep de nasıl bir duygu acaba diyerek içimden geçirip oraları özlemişimdir.
Fındığın çotanağının kokusu beni hep etkilemiştir.
Ekşimtrak kokusu aklıma insanların çotanakları toplarken vermiş olduğu emeklerini getirir...
Ordu sadece fındığıyla değil meşhur Boztepesiyle daha bir başka güzel diyebilirim.
Ben burayı Çamlıca Tepesine cok benzettim veya Yüşa Hazretlerinin bulunduğu Beykoz'da bulunan tepeye.
O gün şansımızdan hava yağmurluydu. Ama tur arkadaşlarımızla kaynaşmaya, yakınlaşmaya başlarken sanki yağmurlu hava da özellikle teleferikle Ordu'ya yukarıdan aşağıya bakmanın verdiği güzellikler kahkahalarla bizleri daha da yakınlaştırmıştı.
Manzara harika bir de işyeri arkadaşımızın tayininin Ordu'ya çıkması ve onu görmeden gitmeyiz diyerek Ordu yollarında onu da tur aracımıza alarak özlem giderip güzel bir Ordu gezisini tamamlamıştık.
Yaptığımız geziler sırasında yöresel lezzetlerin artık büyük şehirlerde popülaritesini artırmış olduğu ve tadını sevdiğim yağlı ve lezzetli oluşundan dolayı kilo aldırmaya meyilli ama damağınızda hoş bir tat bırakan mıhlama...
Nereye gitsek önümüze gelen bu yiyecek  farklı pişirme ve lezzet teknikleriyle harika ve sağlıklı bir yiyecek.
O kadar güzel ki tek onu tüketin başka bir şeye ihtiyaç yok...
Hele bir de açık havada çay ile yendiğinde başka söze gerek yok...
Ben de bu nedenle her gidilen yerde yemeği ihmal etmedim. 
Gezimiz sıcak samimi renkli ve hareketli geçiyordu.
Her yaş grubundan insanlar enerji dolu ve mutlu idiler.
Giresun' a doğru giderken gezimizin ana teması yaylalar gezisi olduğundan Kümbet Yaylasına doğru çıktığımızda serin havanın etkisi , manzaranın güzelliği sıcacık bölge insanların doğallığı.
Hatta o kadar soğuk olmuş ki bir köy kahvesinde sobanın başında oturup peynir ekmek ve meşhur yayla tereyağısına çay ve sobanın eşliğinde harika dakikalar yaşamıştık..
Bu yaylada meşhur Çamsakızlı sütlaç ve karalahana çorbası tatmadan gidilmemesi gereken yayla bence...
Gezimize devam ederken kendimizi Sürmene Çay Fabrikasında bulduk. Çayın nasıl demlenmesi gerektiğini ve çayın fabrikada hangi işlemlerden geçtiğini gördük. Ayrıca çay toplayarak bu anı fotoğrafladım. Ardından Memiş ağa konağına giderek burada konağı gezip yöresel bal, peynir ve tereyağı gibi lezzetlerin de satıldığı cafesi ile otantik görünümü ve  muhteşem deniz manzarası ile harika bir yer.
Karadeniz' in simgesi haline gelen Uzungöl yemyeşil eşsiz manzarası ve doğal güzelliğinin yanında son zamanlarda turizme açılması ile doğallığını yitirmeye başlamış. Kalabalık ve hareketli ziyaretler bölge esnafını kalkındırsa da o muhteşem doğa kokusunu tam olarak hissedemedim. Tepeye yürüyerek çıktığınızda yaklaşık 20 dakika kadar yüksek yokuşun bacaklarınızın ferini götürse de kuşbakışı tüm Uzungöl manzarasını seyretmeye değer anlatılamaz güzellik yeşilin ve mavinin kucaklaşıp, sonsuz bir manzara görüntüsüne bürünmesi.
Yayalaların havası, yüksekte oluşu, virajlı yollardan geçerek, sanki bulutların aşağıya iner gibi görüntüsü ve etrafın sisle kaplanması muhteşem bir doğa manzarasını ortaya çıkarıyordu. Rakım yükseldikçe soğukluk artıyor. Ciğerlerimin temiz hava ile dolması ile huzuru yakaladığımı htim. Bu yaylalardan olan Limonsuyu yaylası gördüğüm en soğuk, en kurak , en sakin ve sanki bağırsan bile sesinin duymayacağı yayla idi.
Samimi söylüyorum giderken yolda korkmuştum, çünkü yol bitmiyordu. Ne kadar yolculuğumuz Karadeniz türküleriyle neşeli bile olsa karanlık virajlı yolda otelimize doğru gitmek beni korkutmuş ve heyecanlandırmıştı. İçimden inşallah hasta olmam. Olursam da herhalde burada ölürüm diye panik olmuş ama otelin sımsıcak insanları ile keyifli bir yemeğin ardından horon ve tulum eğlencesini yaşayarak gecemizi tamamlamıştık.
Rize benim merak ettiğim şehirlerden biriydi hep. Yüksek katlı binalarla çevrili gelişmiş bir şehir konumundaydı.
Zilkale'ye çıkıp gezdikten sonra masmavi deniz manzarı ile tepeden seyir etmenin keyfini yakaladıktan sonra Fırtına Deresi' ne doğru yola koyulduk. Burası özellikle raftingçilerin yeri olmasına rağmen biz tercihimizi zipline yapmaktan yana kullanarak derenin üzerinden bir uctan bir uca tellerle uçmanın zevkini yakaladıktan sonra o bölgenin meşhur kırmızı benekli alabalığını ve laz böreğini yedikten sonra yine yola koyulduk..
İsminin verdiği farklılıktan mı yoksa güzelliğinin etkisinden mi kaynaklanıyor Çamlıhemşin' de bulunan Palovit Şelalesi...Manzara ve suyun sanki hiç bitmeyecekmiş bir serinlik ve hızla akışının verdiği huzur. Gördüğüm en güzel şelale diyebilirim. Yoğun akışı ve sesindeki verdiği huzuru yakaladığımdam şelalenin kaynağına yakın bir yerde muhteşem bir fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedim.
Yaylalar deyince Ayder Yaylasını atlamak tabiki de olmaz. Bu yaylanın turizme açılması bölgede kalabalık ve yoğun bir görüntü verse de yeşilin baktığınız her alanda yansımasını hissederek su sesinin verdiği aheng ise kulaklarınızdan sesi silinmeyecek kadar güzel gelmekte. Burada bu yorgunluktan sonra konaklayıp yorgunluğu atmak ise müthiş bir duygu..
Artvin İlinde Borçka ilçesi muhteşem manzara devamında Karagöl' e ulaştığımızda yemyeşil oluşunun etkisiyle suya bu görüntüsünü vermiş. Sanıyorum o nedenle Karagöl olarak adlandırılmış.
Harika bir manzara eşliğinde çayımızı yudumlarken ince ince yağmurun verdiği romantik görüntü anlatılamayacak kadar güzeldi.
Hatta buralarda o kadar yoğun yeşiliğin etkisiyle nerdeyse gözlerimiz bile yeşile bürünmüş gibiydi...
Bu güzel alan "Benim İçin Üzülme" dizisine de ev sahipliği yapmış ayrıca.
Bu güzelliklerden sonra merakla beklediğimiz Batum gezisinde heyecanlı bekleyiş Sarp Sınır Kapısında gerçekleşti.
Buradaki sınırdan geçiş işlemlerinden sonra Batum şehrine girmiştik. Gürcistan sınırları içinde eski yapılanma ile dikkat çeken bu şehrin her yerinde Türk izlerini görmek mümkündü. Yüksek katlı mimarisi, kendine has yapılanma tarzı ile hem tarihi yaşatıyor, hemde modern mimarisiyle hoş bir görüntü bırakıyordu.
Tarihi bölgeleri gezinin ardından; sahil bölgesindeki hareket ve harika bir heykelin resmedildiği Ali ve Nino' nun aşk hikayesinin tellerden yapılmış hareketli heykeli harika bir görüntü yaratmıştı. Bu görsel şölenden sonra bölgenin meşhur armut suyu içeceğini içerek otelimize doğru yola koyulduk..
Son gün yaklaşmış her güzelliğin de bir sonunun olduğunu düşünerek son günümüzü hareket edeceğimiz Trabzon bölgesinde  geçirdik. En beğendiğim illerden biri . Zigana Yörük Çadırında en yüksekten manzarası eşliğinde tüm denizin ayaklarının altında izlenimini veren restaurantta öğle yemeğimizi yedikten sonra güzel dakikalar geçirdik.
Herkes birbirine alışmış, bu güzel seyahatın bitmesine üzülüyordu. Biliniyordu ki güzelliklerin hafızlardan silinmeyeceği ve sıcacık arkadaşlıklarında devam edeceği...
Görülmeye değer mi?
Bence fazlasıyla görülmeye değer yerler hatta neden bu güne kadar göremedim dedirtecek yerleri görmenin mutluluğu..
Bu güzellikleri görmeye niyet eden bizi bu yolculuğa sürükleyen Anı Tur 'da bizim bilgi dağarcığımızı artıran, güler yüzü, sabrı ve özverili yaklaşımı ile kaynaşmamıza vesile olan tur rehberimiz Serhat beye, yardımcısı Saliha hanıma ve kahrımızı çeken Numan kaptana sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Böyle güzel samimi bir ortamda bir tur keyfi yaşamanızı tavsiye ediyorum..
Sevgiyle kalın..
 
 
 
 
Etiketler: Yeşil, Değil, Yemyeşil!...,
Yorumlar
Haber Yazılımı